Gazeteci/Yazar Mevlüt Soysal ile sıcak bir röportaj

02.05.2017 Salı - 15:35

Kentimizin önemli kalemlerinden gazeteci Mevlüt Soysal, geçtiğimiz günlerde çalışmış olduğu Bizim Yaka Gazetesi’nde bizleri ağırladı. Yazmış olduğu 2 kitaptan, kent gündemi ve sosyal yaşamına kadar birçok konuyu oldukça sıcak bir ortamda konuştuğumuz Soysal, özellikle Kocaeli Kitap Fuarı’nın ilimiz için çok önemli olduğunu vurguladı. Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğunun altını çizen başarılı isim, kariyerinde tırmandığı adımları samimiyetle Sosyal Kocaeli’ye aktardı.

Sizleri Mevlüt Sosyal ile gerçekleştirdiğimiz röportajla baş başa bırakıyoruz…

Kitaplarınızla ilgili soruya geçmeden önce bizlere biraz kendinizi tanıtır mısınız? Mevlüt Soysal nasıl biridir?

13 yıldır Kocaeli’de gazetecilik yapıyorum. İlk olarak Kocaeli gazetesinde köşe yazarı olarak, özellikle edebiyatla alakalı yazılar yazarak, bu mesleğin içine girdim. Daha sonra politikalarla ilgili yazı yazmak istedim. Bunun için gazete büyesinde görev yapmam ifade edildi. Bu sürecin ardından Kocaeli Gazetesi’nde 2005 gibi muhabir ve köşe yazarı olarak mesleğe başladım. 13 yıldır aralıksız olarak editörlük, yazı işleri müdürlüğü ve yayın koordinatörlüğü yaparak mesleğe devam ediyorum. Şu anda Bizim Yaka Kocaeli Gazetesinde Yayın Koordinatörlüğü yapıyorum. Aslen Kahramanmaraşlı’yım. Babamın memuriyeti nedeniyle çok küçük yaşlardan itibaren şehir şehir gezdim. Bursa, Çanakkale, Isparta, Tekirdağ, Kocaeli gibi ülkenin birçok kentinde yaşadım. Mühendislik eğitimimin ardından Kocaeli Üniversitesinde yüksek lisansla başladım. Gazetecilik hayatıma yüksek lisans dönemimde başladım

Kitap yazmaya nasıl ve ne şekilde karar verdiniz?

İnat ettiğim bir şey vardı, o da sanat. Sadece edebiyat değil, sanatın bütün dalları benim hayatımın içinde hep oldu; müzik oldu, müzik yapmaya çalıştım, tiyatro oldu, oyunlar izledim, tiyatro ile ilgili yazılar yazdım. Bunun dışında sanatın bütün dallarını yaşamaya, dinlemeye, izlemeye devam ettim. Kitap olayına gelirsek zaten çoğu zaman edebiyatla alakalı yazılar yazdım, kitaplar da bunun çok çok genişletilmiş şekildedir.

İSTİSMAR İSTATİSTİKLERİ BENİ RAHATSIZ ETTİ!

Kitaba gelirsem, ilk profesyonel ve adımı romancılık anlamında duyurduğum kitabım Tek Tanığım Gökyüzü. Bu neydi? Cinsel istismar vakalarını bir istatistik şeklinde sunulması, yani örneğin, 2014 yılında şu kadar kadın şiddete uğrarken, şu kadar çocuk istismara uğrarken… bu istatistik beni rahatsız etti. Niye rahatsız etti? Çünkü istatistik aslında çok tehlikeli bir şeydi. İstatistik çok normalleştiriyor bazı şeyleri, örneğin, bizim yılda bir şehidimiz olsa veya beş yılda bir şehrimiz olsa biz o şehidi her yıl anarız. Onun adına bir şeyler yaparız, anıtlar falan dikeriz, çocuklara o şehidin ismi konulur. Bir yılda yüz şehit olduğu zaman artık sıradanlaşıyor ve biz olaya kanalize olmak yerine bu işi basitleştirmeye çalışıyoruz. Cinsen istismar da böyle. Her şey çok basite indirgeniyordu ve ben de kitabımda bu olayın boyutunu anlattım.

“Dünün Birinde” romanı ne anlatıyor?

“Dünün Birinde” romanına “aşk romanı” demek bu çalışmayı kısır değerlendirmemize sebebiyet verir. Bu aslında bir “bekleyiş” romanı, tıpkı “Godot’yu Beklerken”de Vlademir ve Estragon’un bekleyişi gibi bir bekleyiş bu: Umudun ve hazzın bekleyişi. “Beklemek” kelimesi insana bir “eylemsizlik” hali gibi gelse de bir aksiyondur bence. İnsan giderek de bekler, koşarak da, düşerek de… “Godot’yu Beklerken”deki o sevimli kahramanlar da eylemsiz bir bekleyişin içinde değil ki… Evet, “Dünün Birinde” eylemli bir bekleyişin romanı… Hazza ve umuda dokunmak için koşarak beklemenin romanı.

“Haz” kelimesini çok kullanıyorsunuz.

Çünkü istek duyulan bir şeyi elde etmenin yarattığı hoşnutluk duygusudur haz. Durum bu olunca “haz” ifadesini mutluluktan ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mutluluk durağan bir hale gelince hazzını yitirir. Normalleşen mutluluklar insana yeni bekleyişlerin kapısını aralar.

Neyi bekler insan?

Evet, “Dünün Birinde” adlı romanın baş karakteri, rutinleştiğini düşündüğü hayatının çıkış noktasını eski günlerinde görüyor. Çünkü geride renkli diyebileceğimiz günler bırakmış baş karakter. Yaşı artık 40’a dayansa da o günlerdeki gibi yaşamak istiyor. O günlerde yaptığı iş müzik, yeniden müziğe yöneliyor; o günlerde saçları uzun, tekrar saçlarını uzatıyor. Fakat o günlere gidecek otobüsün hareket etmesi için bir şeye ihtiyaç var: Aşk. O da karşısına çıkıyor ve düne olan yolculuğu başlıyor. “Dünün Birinde” de işte o yolculuğu anlatıyorum. Romanın tanıtım bülteninde ise şu ifadeler yer alıyor: Eski bir müzisyen, mazinin renkli günlerini tekrar yaşamak için geçmiş zaman yolcusu olur ve dününe ait ne varsa yanına alır; yalnızlık, eski bir gitar, uykusuz geceler ve düşler…  Ve en önemli parçası yapbozun: Aşk… Yürümeye çalışır, bir el durdurur onu: Sevginin eli… Yeniden yola çıktığında ‘Gitme!’ der biri: Sevginin sesi…  Elzem ve acı olan ise ikisinden birini seçmektir. A: Sevgi, B: Aşk, C: Hiçbiri,  ‘Hepsi’ yoktur şıklarda.

En çok hangi yazarları okuyorsunuz ? Seni en çok etkileyen isim kimdir?

Ben çok fazla kitap okuyan biri değilim ama çok sevdiğim yazarlar var. Bunlar, John Fante, Charles Bukoswski ve Kafka’dır.

Kitaplarınızı ne kadar sürede tamamladınız?

Benim şöyle bir inadım var. Ben 35 yaşındayım ve hala yazı dili tam anlamıyla oturmuş bir yazar değilim çünkü yazarlığa göre gelişir. Kitap yazma sürecinin benim için 6-7 ay olması gerek. Çünkü bir üslup bütünlüğü sağlanmalı. Süre uzayınca üslupta bir sorun olabiliyor. Yani, başlıyorum ve bitiriyorum.

Kitaplarda karakter oluşturmak için söylendiği gibi çok fazla insan tanımak gerekiyor mu?

Karakter mi tanımak doğru desek hayatı topluma karşı, binalara karşı, doğaya karşı, bütün her şeye karşı insanın bir farkındalığının olması mı lazım? Ben yaşamı algılayan biriyim. Renkleri, insanları, hayvanları, mimariyi, acıları ve sevinçleri… Bir yazarın rengi ,estetiği, kötüyü, çirkini, güzeli, iyiyi hissetmesi lazım. Çevreyi iyi algılayabilen için karakter yaratmak zor değildir.

Biraz da gazetemizin konseptine dönelim. Mevlüt Soysal hangi takımlıdır?

Ben özellikle Twitter’da Fenerbahçe ilgili paylaşımlarda bulunuyorum ve diyorlar ki, “Senin gibi bir yazara bu holiganlık yakışıyor mu?” Oysaki Fenerbahçe ile edebiyat arasında fark görmüyorum. İkisi de büyük bir tutku. Futbol bir tutkudur aslında yaşam da bir tutkudur doğayı hayvanı insanı çevreyi görmek tutkudur. bu yüzden Fenerbahçeliyim, mutluyum, gururluyum. Fenerbahçe maçları öncesinde heyecanlanıyorum, üzgün oluyorum, izliyorum ama mutlu oluyorum.

Kocaeli’de en çok sevdiğiniz yer neresi?

Bir kaç yer söyleyeyim; KYÖD, Posedion, Tarihi Eminönü Balıkçısı, Maşukiye Cevizdibi ve Koru Şarapevi.

Kocaeli’de gerçekten sanat var diyebilir miyiz?

Kocaeli’deki kentleşmeye, moderniteye paralel bir etkinlik varlığından söz edemeyiz. Bunun yokluğu sadece yöneticilere bırakmak doğru değil. Buradaki sorunun kaynağı günlerce sürecek beyin fırtınalarıyla ortaya çıkacak. Neden? Çünkü bir talep meselesi var iki kuruluşta ekonomik yapıda sorunlar var.

En son hangi filmi izlediniz?

En son izlediğim film Türkan’dır. İzlediğim gün Türkan Saylan’ın ölüm yıl dönümüydü. Onu anmak için izledim.

En son hangi kitabı okudunuz?

Jose Saramoga Körlük.

En son hangi oyunu izlediniz?

Jan Dark.

KİTAP FUARI BU KENT İÇİN ÇOK ÖNEMLİ!

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı ?

Kocaeli Kitap Fuarı’nı eklemek istiyorum. 13 Mayıs’ta açılıyor. Son yıllardaki en büyük proje. Türkiye’nin en iyi kitap fuarı. Bunun sebebi, düzenleyenler heyecanlı, istekli… İşte biz bu partideniz, bu böyle olsun olmasın şeklinde bir yapıda değiller. Yarattıkları enerjiyi bütün kent alıyor. Bütün kent heyecan yaşıyor. Ben fuarlara gittim. Birçok şehirde düzenlenen kitap fuarı bir yorgunluk içerisinde, artık sıradanlaşmış. Kocaeli’de fuara birilerini getirmek için gayret ediyorlar. Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor. Kitap fuarında toplama gibi ifade kullanıyor. İşte büyükşehir öğrencileri getiriyor. En önemlisi kitap fuarında nasıl davranılması gerektiğini öğreniyorlar. Yani bütünüyle baktığımızda bu fuar gerçekten çok önemli herkesin sahip çıkması gerek. Herkesin katkı vermesi oradaki insanların kitap alması yazarlara motive vermesi çok güzel. Benim bir lafım var aydınlığa sahip çıkmak hepimizin görevidir.

 

 

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.